29 Temmuz 2021 Perşembe

İhtişam

İHTİŞAM


Göz önünde yaşamak gibi bir alışkanlığımız oldu.

Her anımızı paylaşır olduk. 

Hatırımızda yaşatmak yerine nesneleştirmeye başladık.

Sanki iç dünyamız öylesine kirli ki, 

Dışımız iyi olsun diye şatafatlı giysilerimiz...

Ama en ağırı dış görünüme önem vermemiz.


Kıyafet kişiliği gösterir derler: tamamıyla palavra.

Seni gösteren sözlerin, kişiliğini ise davranışların ortaya koyar.

Kim o densiz? Öylece akıllara yer ettirmiş?

Sorduğunda kimse bilmez.


Bilinç altı öylesine bir hazne ki, doğru olanı yanlış dedirtir insana.

İşte bunu aşılayanlar asıl suçlular.

Sonrasında körü körüne doğru diye onaylayan insanlar.


Giyim, kuşam, kaliteli görünümü sağlıyor düşüncesi, bu şekilde lanse edilmesi, özgürlüğün sanki bir kaç bez parçasıyla gösterilmesi, bunun için savunma yapılması, şuanki dünyanın en büyük oyunu.



Omurgasızlık sanki bu. 

İnançsızlık. 

Özgüvensizlik. 

Uyumsuzluk. 

Yapmacık davranışlar, taklitler, kişilik bozukluğu.


Nereye gidiyoruz biz? 

Kim olmaya çalışıyoruz?

En önemlisi de kimiz biz?


Sorular, soruları meydana koyuyor,

Cevaplar ise hiç var olmamış gibi kayboluyor.


Çünkü gerçekler daima acıdır hayal dünyasında yaşayan insanlara.


Zira gerçekleri bilenler asla koyulmaz bu yola.




Temmuz 21

Uğur Erden

16 Temmuz 2021 Cuma

ARAYIŞ

Arayış



Derin düşüncelere daldığında,

Her yer sessizleşir.

En ücra köşesindesindir.

Kimse yoktur yanında.

Oysa öyle olduğunu da bilirsin;

Ama kendini kandırmak buna denir.

Kanışlarımız hep yanlışlarımız oldu hayatımızda.

Kaybedişlerimiz, yeniden başlayışlarımız,

Eksile eksile devam edişlerimiz...


Kendinin farkına vardığında hafiften göz gezdirirsin etrafına.

Görünen de herkes keyfindedir.

Koşuşturması, konuşması, gülmesi, oynaması;

Ama daha dikkatili bakmak istersin,

Gözlerinin altında ezilme, dudaklarının kenarında burukluk var mı diye.

İnsanın en büyük iç aynası çehresinde saklıdır.

Sahte gülüşlerde saklıdır ya her neyse.


Neden çok düşünüyorsun?

Bu kadar kendini harap edişin nedendir?

Derinlerde kendini arayışın, her huzme görüşünde kendin sanışın,

Neden kendini bu üzmelerin?

Biliyorsun da böyle geçmeyeceğini hayatın...

Kurduğun kaçıncı idam planın,

Kaçıncısında en acısız ve hızlı ölüm,

Ve kaçıncı kaçışın düşüncelerinden,

Korka korka değil bu acıya acıya kendinden.


Bıraksana yahu bırak, değmeyecek zamanın,

Safsatalı düşüncelerinden arındır kendini.

Uyan artık ıstıraplı rüyalarından.

İnceleme yüz perdesini derinlerine kadar.

Ve düşünme kederin en ince tonuna kadar.


Geride kalan hayatın kaçı gülmekle geçti?

Mutluluğun en uzun ne kadar sürdü?

Yanında kimler vardı?

Ya da kimse olmadan bu hayatın güzelliği...

Şimdi her şey geride kaldı(!)



Temmuz 2021

11 Temmuz 2021 Pazar

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile


Bu coğrafya bir bütün içinde 

İçindeki canlılar; bitki örtüsü hatta göremediklerimiz

İnsanda bir bütün

İnsan koca bir çınar


Anne baba ve çocuklar

Yıkılmaz kalenin yeganeleridir

Onlar baş tacındır

Onlar canından candır


Ağacın filizleri gibisindir

Ve gölgesinde hayata yeşerirsin

Sırt olur dünyayı göğüslersin

Herkes hiç olur da ailen seninledir


Anne Baba çınarın

Sahip çık

Kimse için gölgesinin en ufak parçasına söz eyletme

Kim olursa olsun tek tırnağına tırnak değdirme.


10 temmuz 2021

Seyir Defteri

11 Nisan 2021 Pazar

Kabuk

 Kabuk


Bir kabuk bu, çetin ve mukavemeti yüksek bir zindan

İçinde binlerce işkence barındıran, yavaş yavaş  öldürmeye teşebbüs eden cani ruhların kabuğu

Işık yok, güneş yok, ses yok.

Ama var, hepsi var, var işte o kadar.

Sanki bitecek hissi, sanki ... Sonu ölüm korkusundan acı, sonu dilim dilim parçalanmaktan acı.

Acı nedir biliyor musun? Acı göreceli, acı her gönül için dirhem farkı. 

Benim acım, nefes almak mücadelesi.

Her şeyin az bulunduğu ama az bulunmadığı bu hayatta mahrum kalınmışçasına yaşatılması,

Benim kabuğum burası. O kabuk her geçen gün kalınlaşıyor, her geçen gün biraz daha daralıyor, her santimi öylesine değerli ki, öylesine özel ki... Her gün biraz daha kayboluyorum, biraz daha, biraz daha sessizliğe gömülüyorum. 

Oysa dünya güzel, mavi huzur, hayat hürriyet içeren bir meskendi. 


Öyle değil işte. Öyle değil. Eşitlik olmayan, yerin altı ve yerin üstü farklarının topluluğu; insandan insana farkın, çocuktan çocuğa yaşamın farklı olduğu bu hayatta öyle değil işte. 


Her acının dirhemi farklıydı. Her insanın acısı sadece onun anlayabileceği kadardı. Ondandı ölümler, kendi kendine kıyanların, bunu hissetmeyecek kadar ve bunlara sessiz kalacak kadar gönüllerden sökülmüş merhametin idamıydı bu çağın ortak acısı. 


O öyle değildi işte. O kabuk bir acıydı. O kabuk ayrılığın parazitiyle güçlenen, insanlığın üzerine inmiş karabasandı.


Benim acım bundandı. Benim acım hissettiğimi hissetmeyen insanlarla olan mücadelemdi. Her ses çıkarışımda biraz daha sessizliğime inmeme sebep olan, biraz daha karanlığa alışmama neden olandı.


Her şeyden fazla fazla olup, kimselerin ayrı ayrı yaşadığı, azın aza, çoğun çoğa paylaşılmasındandı. Adilsizlikti. Adil olmayan hayatta yetinmesini öğrenmeye çalışmak, sadece nefes almak ve hayatın dertleriyle, bunları düşünmekle geçen zamandı. 


Benim derdim bundandı. Ve kabuğum her gün biraz daha kalınlaştı. Yediğim onlarca hayatın darbesi yine insanlardandı. Dimdik durduğun bu hayatta insanın olmadığı her yer daha güvenilir, daha inanılır ve dostaneydi. Benim acım kabuğumdu. Orası hep canlıydı. Sürekli yanan lavın korlarıyla çetinleşen duvarlarımdı. Her şeyden azdı. Sanki bitecek korkusuyla azla yaşamayı öğrenmekti. 


Işık da vardı, güneş de hatta ses de. Ama azdı... 

Çünkü bulunduğum metrekareye o kadar sığıyordu. Çünkü korkuyordum. Bir yılanın bitecek diye az az yediği toprak gibi, karıncaların bir diğer kışa koca yazı çalışarak harcayıp hayatlarını idame etme gayreti gibi. 

Ama o öyle değildi. 

Öyle olmayan düşüncelerimdi. Düşüncelerim zedelenmişti. İnsanlar... İnsan neydi? Sahi neydi insan ve insanlık. Benim acım bundandı ve o acı her gün daha da arttı. 

İnsan neydi? 


Başkalarının sırtından cebine koyan, karnını doyuran ( çalan). Hırsızdı

İnsan, insanı öldüren miydi? Katildi.

İnsan kendisinden başkasını düşünmeyen miydi? Merhametsizdi.


İnsan neydi? 

 Yoksa başka bir can için kendisini feda eden miydi, sessiz canlara kucak açan, koruyup kollayan, adalet için kendini ortaya atan mıydı? 


İnsan her şeydi. İnsan merhametini unutuna kadar insandı. 


Benim acım bundandı. Benim kabuğum kapanmıştı. 

Her şeyden azdı. 


Ses, ışık, güneş ve mavi...


“Kuşlar denizin sokak çocuklarıdır” diyen Can Yücel gibi , ben de kendi dünyamın sokak çocuğuydum. İnsanlar tanıdım ekmek veren, insanlar tanıdım olan ekmeği alan, çalan.


Benim dünyam da her şeyden azdı. O öyle olmasa da azdı. Ama acı... Katlanılamayacak kadar fazlaydı. 

Öldürmeyen acı canlandırır derler ya hani, işte oda öyle değildi. 

Hislerin öldükten sonra yaşamak ne kadar paha biçilmez olabilirdi ki, o kadardı...


Benim kabuğum acıydı. Ve her gün mukavemeti yükselen parmaklıklar ardında santimetreye düşen meskendi. 


Yaşıyorduk en azından. Az da olsa ...


Uğur Erden

Nisan 2021

24 Ocak 2021 Pazar

Amansız Yol


Akıp gidiyor zaman

Zamanda kaybettiklerimiz artıyor bir bir

Düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz, özlem dahi çekmiyoruz.

Değerlerimiz unutulurken, değer kazanma gayretiyle günlerimizi geçiriyoruz


Eskiler vardı; neşesiyle, hüznüyle, en önemliside saygınlığıyla geçen günler

Birliğin, dirliğin; yokluğun, varlığın bilindiği günler

Oysa güzel günler, güzel dünlerde kalmış 


Unutmaya yüz tutmuş hoşgörülerle

Avutmaya çalıştığımız günleri yaşıyoruz

Dünden bugüne, bugünden yarına

Son bulmayan kayıplara gözlerimizi açıyoruz


Uğur Erden

Aralığın son günleri

10 Ocak 2021 Pazar

Kendi Hayatını Yaşa

 Daima renkli bir hayat istiyoruz. Modern zamanın içinde kaybolduğumuzu hiç düşünmeden “bir başkası” olma gayreti içine düşüyoruz. Kendi hayatımızı yaşamak yerine “ ne derler “ sıfatıyla hareket ediyoruz. Hayır diyebilmeyi, kendi düşüncelerimizi savunabilmeyi “ kırmamak “ “ her ortama ayak uydurmak” namına benliğimizi yitirdiğimizi hiç hissetmediğimiz gibi hayatımızı alelade harcıyoruz.


Hayat renklerden ibarettir ama karanlık boyutu da olduğu bir kesindir. Her gündüzün gecesi olduğu gibi sadece gündüzü yaşanılmaz hayatın. Sadece renkler ile ömür tüketilemez. 


Toz pembe hayaller ile daha ne kadar kırıklar içinde kendimizi iyileştirebiliriz ki?


Hayatı her an da görmeli, hayata bakan penceremize tek noktadan değil de farklı boyutlardan bakabilmeliyiz.


Ben takısını (bencilliğimizi) bir köşeye atıp hayatın bir taşı olduğumuzu, nasıl olursak dünyanında o derece şekillendiğini artık görebilmeliyiz.


Siyah beyaz hayatın da güzel olduğu gibi ya da öyle sandığımız gibi...


Uğur Erden

Ocak 2021

17 Kasım 2020 Salı

Sesler

Sesler


Binlerce ses var etrafta dolanan. Kavga içeren, hüzün, kin; özlem içeren, ağlayan, naralarını ortaya salan sesler , hayattan kopmuş, alelade fısıldayan sesler türemiş. Sen sana en yakın sese odaklanıyorsun. Her insan için kendi yaşadığı duygu haliyle bakar hayata. Sen kendi içinde yaşadığın hissiyatla sarılıyorsan fısıldayan sese ve peşinden gidiyorsun öylece.


İnsanlar; bazı insanlar kendini duyurmaya çalışıyor ve bazıları ise kendini hayattan soyutlamak adına duymak isteyene seslenir olmuş. Sen ise aynı onlar gibi sessizliğinle bağdaşmış ve haykırışların sadece orada hüküm sürer olmuş. Duyulmak istemiyorsun. 


İnsan, insanların arasında kayboluyor. Kargaşalar yolunu şaşırtırcasına samimiyetsizce koşuşturuyor yolumuzda. Dalmak, öylece uzaklara bakmak imkansıza yakın oluyor güneşin aydınlattığı anlarda ya da gecenin güneşi vurduğu meskenlerde.


Geceler ıssızlaşmış ve sessizliğin oluştuğu metrekare senin sesinin duyulmasını sağlıyor.

Yüzleşiyorsun, kızıyorsun, ağlıyorsun, hakaret ediyorsun; hakaret yiyorsun, sitemler, nefretler ve kinler ile yüzleşiyorsun. Orası senin sesinin diyarı oluyor ve sen seninle mücadele ediyorsun. 


İnsan ve insanların farkı gecenin karanlığında sıfata dönüşüyor ve adı hüzün konuyor. Sesler lokomotifi son durağında senin sesini sana getirir. Vagoncu sanki üzerine atarcasına kulağında çınlar sesin. Orada kopar tüm parçaların, zira insan gece sessizliğinde dağılır ve insan yine kendini zifiri karanlığın eşiğinde toplar parçalarını. 



Sesler milyonlarca. İçlerinde bazıları vardır ki yetimlerin ve öksüzlerin çığlıklarını içerir. Her ses kendisini yüceltir ve bu bencilliğin en başlıcasıdır. Ne zamanki her sesi kendi hüznünden üste tutarsan o zaman özgürleşir karanlığın ve metrekarelik dünyan dünyaya açılır. Kendi sessizliğinde kendine kızdığın, dertlendiğin anlara dostlar eklersin ve efkarın kendini parçalaması yerine bir eli tutar karanlığından kurtarırsın. Sadece sana benzeyenler yok bu hayatta. Bu hayatta binlerce vagonu temsil ediyor ve sen en iyi yerlerdesindir. Düşün senden yüzlerce vagon geride kalmışları. İşte sen onları gördüğünde varsın, sen onların ellerinden tuttuğunda insansın, sen geride kalmışların hüznüne ortak olduğunda yaşadığının farkına varırsın. 


Şimdi son lokomotif ve son durak. Sen vagoncuya söyle. Açsın tüm kapıları, duyulsun sesler, sen söyle vagoncuya çalsın havalı kornayı ve uyansın uykuda güle oynaya yaşayan insanlar. Çünkü o uyku insanı kemiren ve neslini kurutan illet bir rüyadır. 


Tüm insanlığa... 

Tüm seslere... 

Gariplere...


İstanbul

Bir kasım akşamı

2020


Uğur Erden