9 Aralık 2024 Pazartesi

Kanlı Kanatlarım


Kanatlarımı paslanmış bıçağın körleşmiş keskinliğiyle kestim 

Buharın yansıyan yüzüyle damlayan kanımın gölgesi

Vahşet naraları kulağımı delip geçti

Gözlerim habersizdi olanlardan 


Neredeyim ve bedenim hangi boyuta geçiş yaptı

Şuan zaman dilimi durağan

Beyazlarım rüzgarın hoyratlığıyla uçuyor 

Görüyorum üzerinden akan kırmızıyı


Gözlerim yaşa boğuluyor

Bir şeyler kopmuş içimden, ne olduğunu arıyorum

Zamanın evresi siliyor hülyalarımı

Ben ben miyim onuda bilmiyorum


Ben kimim, sen kimsin biz kimiz

Ne için çekiliyor sıkıntılar ve ödülü sadece göz yummak mıdır

Kanatlarım kanlı, umutlarım kayıp, ben neredeyim

Zaman diliminin hangi evresinde benliğim


Dizlerinin üstüne çöküyorsun ve hayat sırtına tüm ağırlıklarını yüklüyor

Kalkmak istiyorsun, dalların bir bir kırılıyor

Dal sandıkların dikenleriyle ellerini kanatıyor

Dizlerin o an tüm hırsıyla yerinden kalkmak için feryad ediyor


İyiliğin ve doğruluğun zararı dokunduğu zamandayım

Kanatlarımı pas tutmuş bıçağımla kopartıp attım

Kanlı gölde manzaram ve gözlerim habersiz tüm olandan

Rüzgar yüzüme çarpıyor geçmişi ve geleceğin iğrençliğini


Ayağa kalkmak için verdiğim çabada 

İçimden söküp attığım her şey için minnettarım zamana

Hangi evresidir mücadelemin sancısı

Habersizim, acımla sancımla ayaktayım.


Aralık 2025

Uğur Erden

3 Ekim 2024 Perşembe

Yıldızlara Karşı

Yıldızlara karşı


Gecenin parıltısı gözlerimi kapatıyor

Dayanılmaz acının arkasında

Ulaşılmaz boyutların varlığı

Görüyorum kapandığında gözlerim


Rastlantılar olamaz yaşanılanlar

Ardı ardına gelen sancılar

Harp ediyor bendimi karamsarlıklar

İnanç duygusu törpülüyorum 


Yedi kat göğün üstünden yedi kat yerin altına yolculuğum

Ve tekrar doğacağım bu atlasta

Henüz ulaşılmayan noktaya gidişatım

Sonra gecenin kamaştıran parıltısından kurtulacağım


Seslendi geceye ufuktan lisan

Tekerrür eden tarihin suretiyle 

Karanlığımı yaşa ey dilsiz ama

Aydınlık çok yakın sana


Serdümen acemiliğiyle yol aldığım hayata

Gafletin cezbediciğiyle aldandım 

Sandığımla yandığım arasında kayıplar atlasında yerimi aldım

Gecenin karanlığı biliyorum aydınlığım


Ve gün yeniden doğuyor

Heybem alınmış derslerin ve kayıpların ağırlığı

Aldığım her darbe ayağa kalkmam için 

Suretin lisanı, dilsiz amanın cesareti


Her an sızlandığın sancın senin için zor 

Bir başka yarada aradığın sansın pişmanlığın

Hayat yolunda bitmez sorunların

Diz çökme ve göğüs ger dertlerine



Ekim baharı

2024

Uğur Erden

5 Mayıs 2022 Perşembe

Günler

Günlerden pazar, belki de pazartesi, salı, çarşamba 
Ne fark eder günün sevinci, yarının umudu olmadan
İçimizde fırtınalar kopuyor, içimiz sıkıntılar atlası 
Ne fark eder gönlünde huzuru, düşüncelerinde sakinliği yaşamadan

Bilmem kaçıncı bayramın bugün, kaçıncı yaşının bayramı 
Bilmem kaçıncı bayram hüznün, çocukluğunun bayram hatıraları 
Bilmem kaçıncı kayboluşun anılarında, kaybettiklerinde 
Bilmem kaçıncı bayram bugün, kaç bayramın daha kaldı yaşamında 

Olduğun yerde çivi gibi çakılıp kalmış hissi 
Bir adım ötesi, bir adım gerisi kalmamış gibi
Ömrünün mahzeni cilt cilt kitaplarla dolmuş 
Yarınlarından umutlarını koparıp almışlar gibi 

Günler ne fark eder yarınları olmadan yaşayanlara 
Sor önüne gelen her insana, kaçı bilir hangi günde yaşadığını 
Sen hangi günde uyuya kaldın, hangi günde bıraktın ruhunu 
Hangi gündeyiz bugün, yarın hangi gün olacak 

Günlerden yorgunluk, günlerden bıkkınlık, günlerden sorgular 
Kaç kez döktün yaşamının hatıralarını gözlerinin önüne 
Kaçı hüzün, kaçı mutluluk koyduğunda tartıya 
Soğukkanlılığınla kaldığın kaçıncı yıkılış günün 

İçin çekiliyor şu an, tüm vücudun irkiliyor 
Yaşıyorsun, yaşıyorsun evet bunu hissediyorsun 
Yaşamak mı denir diyorsun sonra, yaşamak ölmekten beter 
İsyan ediyorsun, isyanların arşa uzanmadan cahilliğini susturup kendine kızıyorsun 

Tüm isyanlarında anlamını yitirdiği bir günde 
Tüm yaşamının bir avuç hüzün ve mutluluğa sığdığında 
Tartıda bütün karamsarlıklarının eşitliğini gördüğünde 
Bugünlerin sonunu, duyguların kardeşliğini fark ediyorsun 

Bugün…

İnsan gafletiyle, merhametiyle, umutlarıyla insandır.

Bir duygu bir başka duygunun öncüsüdür.

İrade gönlünün ve aklının dizginidir.

Mantık ise tüm hüzünlerinin, acılarının son bulduğu nokta.

Mantık ile duygunun arasında koca dağlar vardır.

Mantık acımasızdır. 

Geldiğin nokta senin hayata bakışın ve hislerinden ibaret.


UĞUR ERDEN

27 Şubat 2022 Pazar

Rotalar ve Engeller

 İnsan her yaşının bir evresinde geçirdiği ruhsal mutasyonla hayata bakış açısı sürekli değişir hale geliyor.

Bir rota çizip ilerlemesi seneler ilerledikçe daha meşakkatli ve bezdirici bir duruma dönüştürüyor mesafeyi.

Bu arada verdiği duraklar ve bir boşluk hissiyatı içinde verdiği aralar olabiliyor ve olmasıda gerekiyor. Gidişatın daha sağlam adımlarla inşa edilmesi elbette zorlukların olgunluğu ile aşılmasıyla gerçekleşiyor.

Diğer taraftan ise belirlenen hedefler askıya alınması ya da vazgeçilmesi insanı bir süre sonra farklı bir coğrafyada kendini uyanmış hissini yaşatması ve geriye dönüp bakmaya dahi mecal bırakmamış vazgeçilmişliğin hüznü içinden çıkılmaz bir yaşamda alı koyuyor. 

Emek verilmiş her şey mutlak bir sonda buluşmadığında o yolda harcanan zaman, yapılan fedakarlık, feragatlar bir taşın ortadan çatlamasıyla bozulan o kuvvetli çehresi gibi insanında bir ruhsal çöküntü içine girmesine sebebiyet vermekte. Hayatın her an zorluk derecesi artması ve bu süreci atlatmak için verilen meşguliyetler monoton bir hayata sürüklüyor olması gibi bir sürü etkenlerde bu rotada ilerlemeye engel teşkil ediyor.


( Yaşıyoruz ya daha ne olsun.) 

Çaresizliğe indirgenmiş bir hayatta verilen onca çabanın vehametini anlatmak mümkün olmuyor. 


(Davamız ekmek...)


Azim içinde hedeflerimizden ayrılmamamız gereken en önemli bir zamandır bu. 

Kazanmak işte burada yapılan feragatlardan ibarettir. 

Cesaret sınavı ve azimin ölçüsü bu baskıcı zamanda ortaya çıkar. 

İnanmalıyız ki kazanacağız. Bir başkasının gözünden değil bu... 

Kendi içimizde muvaffak olacağız ve işte o zaman iç huzura kavuşacağız. 


Mesele rotası sağlam olanlar değil, asıl mesele emin adımlarla yolunda ilerlemektir. 


Uğur ERDEN

2022

Meşakkatli yıl

25 Aralık 2021 Cumartesi

Bir Huzmedir Hayat

Bir sayfanın içinde onlarca cümle. 
Kelimeler arasında gözlerim takılıp kalıyor. Şöyle bir cümle geçiyor;” Son nedir ki ya da başlangıç? 
Susmayacak gibi duruyorsun hayat karşısında, oysa hiç konuşmuyorsun. 
Sen napıyorsun, ne yaptığını sanıyorsun?
Aradığın cevaplar peşinde giderken, yorgunluğunu ve kaybettiğin zamanı geri getirebilecek mi sanıyorsun? 
Şimdi al başını git gidebildiğin kadar.
Ardına baktığında ve yorgunluğunu hissedip dinlenmeye başladığında içinde alevlenen bir şeyler var ise git ve sıkıca sarıl. Aradığın cevaplar bazen bulunduğun coğrafyayı terketmekte saklıdır. Bazen ise son nefese kadar muamma olarak kalmaktadır...” Cümlenin son bulduğu yerde hayatın galip ve mağlup olmak arasında bir bağı olmadığını anlamıştım. Hayat rotasında ilerleyen ve âna sahip olan bir derya. İçinde ki küçük toz taneleri de biziz. İnsan peşinde koştuklarının bir gün miladını doldurduğunda, hayatın artık geri dönüşü olmadığını ve sonun acı tonunun onca çekilen cefaya değmediğini anladığında, pişmanlığının acısıyla gözlerini hayata kapamakta . Kırıp dökmekle, elde kalmayacak objeler için hayatını harcamakla, hırslarımıza yenilip budalaca yaşamakla, sonu unutup kendimizi paralamanın hiç bir anlamı yok bu hayatta. 

 17 AĞUSTOS 2021 

 UĞUR ERDEN

HÜKÜMSÜZLÜK


Hükümsüzlük

 

Güneşin hükmettiği bir evrende her şeyin yeri ve anlamı var.

Dünya burada mihenk taşı sıfatında

Ve uydusu Ay, salınır gökte öylece

Denizin dalgası da onun gölgesi, rüzgârın esintisi de

 

Deniz çalkantılı olduğunda, kara bulutlar sardığında

Bil ki, Ay yön değiştirdi yurdundan 

Hırçınlığı ve şefkati öylesine muazzam uyum içinde

Bir gitse bin döner dünyanın üzerinde binlerce yıldızın eşiğinde

 

Milyonlarca yıl, asırlardır süre gelen dünya

Ve güneş ve Ay ve yıldızlar

Her ne olursa olsun yanında, üstünde, gölgesinde

Binlerce badireden sonra aynı yerinde aynı güzelliğiyle

 

Ayın tutulmasına nazır bir eylem

Susar tüm dünya, dinlenir o an

Yılda bir gün, birkaç saniye

Oysa koca bir zaman cetvelinde yaşanan

 

Aralık 2021

Uğur Erden

“Bir dünyadır ki sonu belli. Ama o zamana kadar hiçbir şey belirgin değil.”

 

 

 

 

27 Eylül 2021 Pazartesi

Dinlenmeyen Hikaye


 Dinlenmeyen Hikaye


Kendi hayatını düşünmeden harcayan bir insan düşün.

Zamanını sanki hiç var olmamış gibi, sanki bitmeyecek gibi değilde, başlamamışta önsezi gibi düşünen bir insan.

Rüzgar esintisinin ulaşmadığı bir yaprağın hiç sallanmayı bilmemesi, güneş ışınlarına erişemeyen dalın soğuk kanlılığı, gece ile gündüz kavramının olmadığı bir yerde yeşeren sahipsiz ağacın varoluşu gibi habersizce yaşayan bir insan.

Virane bir hayatta; herkesten, her şeyden, kendisini arındırmış bir insan.


•••


Duyarsız bir insan bu insanı soyut bir kavramla yargılayabilir. Kötümseyebilir.

En kolayına kaçarak yorumlayabilir. 

Oysa çok başka durumlar meydana gelmiştir.

Çok duygular yatar o gönül duvarlarının içinde. Yaşanmışlıklarında derin acılar ablukaya almıştır iç dünyasını. Hikayesini bilmediğin insanları; her ne olursa olsun dinlemeden yargılamak, acizlikten ötesine geçemez.

İnsan keskin bir bıçağın acısına dayanamaz değil mi? O acı o anlıktır. Eseri sadece bir izden ibaret kalır. İnsanın iç dünyasındaki acılar ise öylesine derin çentikler meydana getirmiştir ki, zaman mevhumu belkilerden ibaret kalır.


Bazen sadece görüntüye aldanmamalı insan. Davranışlarada kanmamalı. Ama dinlemeden o hikayeyi karalamamalı. O kadar düşmek zayıflık değilde nedir ki?..


Eylül 2021


12 Ağustos 2021 Perşembe

Acı Ağustos






 Ateşin ısısıyla yeşilin ölümüne tanık olduk.
Onlarca hayvanın, dayanamadığımız sıcaklıkta kavrulduğuna...
Oysa yok olmaz deyip harap ettiğimiz doğanın,
En büyük dersiydi bu bizlere.


Su hayat verir diyoruz bir yandan,

Bir yandan ise hunharca harcıyoruz.

Su şahlandı, oysa oda öcünü almak için sıradaydı.

Oysa onunda gördüğü en fazla zarar insandandı.


Neydik ki biz? Neydik?

Bir metre kare dünyamızda bunca açlığımız,

Sığamamazlığımız nereden geliyordu.

Adeta dünyaya hakim olma hırsı yakıyordu bizi.


Zararlarımız tek doğaya olmadığı kesindi.

İnsanın zararı insanaydı, en başından böyleydi.

Yetemiyorduk. Yetiremiyorduk. 

Oysa öylesine zengindik ki, 

Şimdi insanlığımızın fakirliğiyle sınanıyorduk.


Gafletimiz, yangınımız.

Öfkemiz ise üzerimize dökülen suyumuz.

Anlıyor muyuz?

Yarın yine hayatın yalanlarını gömüleceğiz.


Hala iyi insanların, insanlığıyla zengin olan insanların,

Zenginliğini insanlığıyla zengin eden insanların varlığıyla...

Onlara kucak dolu övgüler azdır.

Bunu insan olandan gayrısı anlayamaz

Düşünmeyi anlayamadığı gibi...


Acı Ağustos 

2021

Uğur Erden

2 Ağustos 2021 Pazartesi

Merhamet

Hayvan içgüdüsel davranır. İnsan ise zekasıyla. Merhamet en önemli duygu. Bu evre insanın doğaya saygısını, insana saygısını, kendine saygısını ortaya koyar. Bazen bazı şeyler en büyük ders olur insana ve bunu görebilmesi ne yazık ki şu an ki yüzyılda başa gelmeden anlaşılması güç. Ne hazindir ki merhamet duygusu körelmiş dünyada, merhametli insanların sevgisiyle yaşamaya devam etmekteyiz. Çünkü mal mülk peşinde koşan insanların artmasıyla felaketlerin ardı kesilmemekte. Rant, kışkırtma, fitne arttıkça kaybolmaya yüz tutmuş bir dünya olmaktayız. Ve o merhametli insanlara en büyük borcumuz ise hala yaşıyor olmamız.

İnşallah bu uykudan uyanır, dünyanın sadece bir göz kırpmanın anlığı kadar olduğunu öğreniriz. En önemlisi de dünyanın dengesini bozmanın, bozulan dengenin kızgınlığını en kısa zamanda görmemiz dileğiyle.


Bu uğurda canlarını ortaya koyan insanlara Allahtan rahmet diliyorum. Ve mallarımız kadar önemsemediğimiz hayvanların içgüdüsel merhametine erişmemiz ümidiyle.

#uğurerden #yangın #doğa #yeşil #canlılar #kaybediyoruz


29 Temmuz 2021 Perşembe

İhtişam

İHTİŞAM


Göz önünde yaşamak gibi bir alışkanlığımız oldu.

Her anımızı paylaşır olduk. 

Hatırımızda yaşatmak yerine nesneleştirmeye başladık.

Sanki iç dünyamız öylesine kirli ki, 

Dışımız iyi olsun diye şatafatlı giysilerimiz...

Ama en ağırı dış görünüme önem vermemiz.


Kıyafet kişiliği gösterir derler: tamamıyla palavra.

Seni gösteren sözlerin, kişiliğini ise davranışların ortaya koyar.

Kim o densiz? Öylece akıllara yer ettirmiş?

Sorduğunda kimse bilmez.


Bilinç altı öylesine bir hazne ki, doğru olanı yanlış dedirtir insana.

İşte bunu aşılayanlar asıl suçlular.

Sonrasında körü körüne doğru diye onaylayan insanlar.


Giyim, kuşam, kaliteli görünümü sağlıyor düşüncesi, bu şekilde lanse edilmesi, özgürlüğün sanki bir kaç bez parçasıyla gösterilmesi, bunun için savunma yapılması, şuanki dünyanın en büyük oyunu.



Omurgasızlık sanki bu. 

İnançsızlık. 

Özgüvensizlik. 

Uyumsuzluk. 

Yapmacık davranışlar, taklitler, kişilik bozukluğu.


Nereye gidiyoruz biz? 

Kim olmaya çalışıyoruz?

En önemlisi de kimiz biz?


Sorular, soruları meydana koyuyor,

Cevaplar ise hiç var olmamış gibi kayboluyor.


Çünkü gerçekler daima acıdır hayal dünyasında yaşayan insanlara.


Zira gerçekleri bilenler asla koyulmaz bu yola.




Temmuz 21

Uğur Erden

16 Temmuz 2021 Cuma

ARAYIŞ

Arayış



Derin düşüncelere daldığında,

Her yer sessizleşir.

En ücra köşesindesindir.

Kimse yoktur yanında.

Oysa öyle olduğunu da bilirsin;

Ama kendini kandırmak buna denir.

Kanışlarımız hep yanlışlarımız oldu hayatımızda.

Kaybedişlerimiz, yeniden başlayışlarımız,

Eksile eksile devam edişlerimiz...


Kendinin farkına vardığında hafiften göz gezdirirsin etrafına.

Görünen de herkes keyfindedir.

Koşuşturması, konuşması, gülmesi, oynaması;

Ama daha dikkatili bakmak istersin,

Gözlerinin altında ezilme, dudaklarının kenarında burukluk var mı diye.

İnsanın en büyük iç aynası çehresinde saklıdır.

Sahte gülüşlerde saklıdır ya her neyse.


Neden çok düşünüyorsun?

Bu kadar kendini harap edişin nedendir?

Derinlerde kendini arayışın, her huzme görüşünde kendin sanışın,

Neden kendini bu üzmelerin?

Biliyorsun da böyle geçmeyeceğini hayatın...

Kurduğun kaçıncı idam planın,

Kaçıncısında en acısız ve hızlı ölüm,

Ve kaçıncı kaçışın düşüncelerinden,

Korka korka değil bu acıya acıya kendinden.


Bıraksana yahu bırak, değmeyecek zamanın,

Safsatalı düşüncelerinden arındır kendini.

Uyan artık ıstıraplı rüyalarından.

İnceleme yüz perdesini derinlerine kadar.

Ve düşünme kederin en ince tonuna kadar.


Geride kalan hayatın kaçı gülmekle geçti?

Mutluluğun en uzun ne kadar sürdü?

Yanında kimler vardı?

Ya da kimse olmadan bu hayatın güzelliği...

Şimdi her şey geride kaldı(!)



Temmuz 2021

11 Temmuz 2021 Pazar

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile


Bu coğrafya bir bütün içinde 

İçindeki canlılar; bitki örtüsü hatta göremediklerimiz

İnsanda bir bütün

İnsan koca bir çınar


Anne baba ve çocuklar

Yıkılmaz kalenin yeganeleridir

Onlar baş tacındır

Onlar canından candır


Ağacın filizleri gibisindir

Ve gölgesinde hayata yeşerirsin

Sırt olur dünyayı göğüslersin

Herkes hiç olur da ailen seninledir


Anne Baba çınarın

Sahip çık

Kimse için gölgesinin en ufak parçasına söz eyletme

Kim olursa olsun tek tırnağına tırnak değdirme.


10 temmuz 2021

Seyir Defteri

11 Nisan 2021 Pazar

Kabuk

 Kabuk


Bir kabuk bu, çetin ve mukavemeti yüksek bir zindan

İçinde binlerce işkence barındıran, yavaş yavaş  öldürmeye teşebbüs eden cani ruhların kabuğu

Işık yok, güneş yok, ses yok.

Ama var, hepsi var, var işte o kadar.

Sanki bitecek hissi, sanki ... Sonu ölüm korkusundan acı, sonu dilim dilim parçalanmaktan acı.

Acı nedir biliyor musun? Acı göreceli, acı her gönül için dirhem farkı. 

Benim acım, nefes almak mücadelesi.

Her şeyin az bulunduğu ama az bulunmadığı bu hayatta mahrum kalınmışçasına yaşatılması,

Benim kabuğum burası. O kabuk her geçen gün kalınlaşıyor, her geçen gün biraz daha daralıyor, her santimi öylesine değerli ki, öylesine özel ki... Her gün biraz daha kayboluyorum, biraz daha, biraz daha sessizliğe gömülüyorum. 

Oysa dünya güzel, mavi huzur, hayat hürriyet içeren bir meskendi. 


Öyle değil işte. Öyle değil. Eşitlik olmayan, yerin altı ve yerin üstü farklarının topluluğu; insandan insana farkın, çocuktan çocuğa yaşamın farklı olduğu bu hayatta öyle değil işte. 


Her acının dirhemi farklıydı. Her insanın acısı sadece onun anlayabileceği kadardı. Ondandı ölümler, kendi kendine kıyanların, bunu hissetmeyecek kadar ve bunlara sessiz kalacak kadar gönüllerden sökülmüş merhametin idamıydı bu çağın ortak acısı. 


O öyle değildi işte. O kabuk bir acıydı. O kabuk ayrılığın parazitiyle güçlenen, insanlığın üzerine inmiş karabasandı.


Benim acım bundandı. Benim acım hissettiğimi hissetmeyen insanlarla olan mücadelemdi. Her ses çıkarışımda biraz daha sessizliğime inmeme sebep olan, biraz daha karanlığa alışmama neden olandı.


Her şeyden fazla fazla olup, kimselerin ayrı ayrı yaşadığı, azın aza, çoğun çoğa paylaşılmasındandı. Adilsizlikti. Adil olmayan hayatta yetinmesini öğrenmeye çalışmak, sadece nefes almak ve hayatın dertleriyle, bunları düşünmekle geçen zamandı. 


Benim derdim bundandı. Ve kabuğum her gün biraz daha kalınlaştı. Yediğim onlarca hayatın darbesi yine insanlardandı. Dimdik durduğun bu hayatta insanın olmadığı her yer daha güvenilir, daha inanılır ve dostaneydi. Benim acım kabuğumdu. Orası hep canlıydı. Sürekli yanan lavın korlarıyla çetinleşen duvarlarımdı. Her şeyden azdı. Sanki bitecek korkusuyla azla yaşamayı öğrenmekti. 


Işık da vardı, güneş de hatta ses de. Ama azdı... 

Çünkü bulunduğum metrekareye o kadar sığıyordu. Çünkü korkuyordum. Bir yılanın bitecek diye az az yediği toprak gibi, karıncaların bir diğer kışa koca yazı çalışarak harcayıp hayatlarını idame etme gayreti gibi. 

Ama o öyle değildi. 

Öyle olmayan düşüncelerimdi. Düşüncelerim zedelenmişti. İnsanlar... İnsan neydi? Sahi neydi insan ve insanlık. Benim acım bundandı ve o acı her gün daha da arttı. 

İnsan neydi? 


Başkalarının sırtından cebine koyan, karnını doyuran ( çalan). Hırsızdı

İnsan, insanı öldüren miydi? Katildi.

İnsan kendisinden başkasını düşünmeyen miydi? Merhametsizdi.


İnsan neydi? 

 Yoksa başka bir can için kendisini feda eden miydi, sessiz canlara kucak açan, koruyup kollayan, adalet için kendini ortaya atan mıydı? 


İnsan her şeydi. İnsan merhametini unutuna kadar insandı. 


Benim acım bundandı. Benim kabuğum kapanmıştı. 

Her şeyden azdı. 


Ses, ışık, güneş ve mavi...


“Kuşlar denizin sokak çocuklarıdır” diyen Can Yücel gibi , ben de kendi dünyamın sokak çocuğuydum. İnsanlar tanıdım ekmek veren, insanlar tanıdım olan ekmeği alan, çalan.


Benim dünyam da her şeyden azdı. O öyle olmasa da azdı. Ama acı... Katlanılamayacak kadar fazlaydı. 

Öldürmeyen acı canlandırır derler ya hani, işte oda öyle değildi. 

Hislerin öldükten sonra yaşamak ne kadar paha biçilmez olabilirdi ki, o kadardı...


Benim kabuğum acıydı. Ve her gün mukavemeti yükselen parmaklıklar ardında santimetreye düşen meskendi. 


Yaşıyorduk en azından. Az da olsa ...


Uğur Erden

Nisan 2021